Ana Sayfa Blog Miras Hukuku

Miras Hukuku

Miras Hukuku, kişinin ölmesi yahut gaipliği halinde, bu kişinin mirasının intikalinin kimlere yapılacağı, intikalin hangi şartlarda gerçekleştirileceği, miras paylaşımının usulünü belirler.  Bu hukuk dalının ilişkili olduğu konular; ölüme bağlı tasarruflar, ölünceye dek bakma sözleşmesi, vasiyetnameler, mirasın reddi, mirasın reddinin iptali, miras sözleşmesi, mirasçılıktan çıkarma, vasiyetnamenin tenfizi, saklı pay oranları, saklı paylı mirasçılar, terekenin borca batık olması, mirasçı atama, … gibi daha birçok alanda düzenlemeye sahiptir.

Mirasçılıktan Çıkarma (Iskat)

Mirasçılıktan çıkarma, bir diğer kanuni ifadesiyle mirasçılıktan ıskat, kanunda 2 sebebe bağlanarak açıklanmıştır. Türk Medeni Kanunu, ilgili düzenlemeyi 510. maddesinde şekillendirmiş olup; 

birinci sebep, Mirasçı, miras bırakana veya mirasbırakanın yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlerse,

ikinci sebep ise, Mirasçı, mirasbırakana veya mirasbırakanın ailesi üyelerine karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmezse mirasbırakan, saklı paylı mirasçısını mirasçılıktan çıkartabilir, ıskat edebilir.

Vasiyetnamelerde, ıskat sebebi açıkça belirtilmek zorundadır, örneklendirecek olursak, sadece mirasçının miras bırakana karşı ağır bir suç işlediğinden vasiyetnamede bahsetmek yetersiz olacaktır. Ayrıca, bahsi geçmişken değinmek gerekirse, buradaki “ağır” kavramı, TCK’daki ağır cezada yargılanmayı gerektirir suçlar şeklinde algılanmamalıdır. Bu ağır kavramı ile kastedilen hadise, mirasçı ile diğer aile bireyleri arasındaki bağları onulmaz,onarılmaz şekilde koparacak nitelikteki eylem yahut eylemler bütünüdür, ağır kavramından anlaşılması gereken budur.

Aile hukukundan doğan yükümlülüklerden de bahsetmemiz gerekirse, kanun

TMK. 322. maddesinde, “Ana, baba ve çocuk, ailenin huzur ve bütünlüğünün gerektirdiği şekilde birbirlerine yardım etmek, saygı ve anlayış göstermek ve aile onurunu gözetmekle yükümlüdürler.” şeklinde, karşılıklı yükümlülükler başlığı altında genel bir nitelendirme yapmıştır. 

TMK. m. 364, üstsoy, altsoy ve kardeşlerine karşı nafaka yükümlülüğüne ilişkin düzenleme içermektedir. 322. maddenin genel lafzının yanında, nafaka yükümlülüğü dikkate alınması gereken çok önemli bir maddedir. Örneklendirmek gerekirse, sağlığında yoksulluğa düşen baba, çocuğundan yardım talebinde bulunmasına rağmen, herhangi bir destek göremediyse, çocuğunu mirasından ıskat edebilir.

Eşler arasındaki sadakat yükümlülüğü de doğrudan bu fıkra kapsamında değerlendirilmektedir. Eşler arasındaki sadakat yükümlülüğü, aile hukukundan doğan yükümlülüklere önemli bir örnek olarak gösterilebilir, bu yükümlülüğün eşlerden biri tarafından ihlali, bizatihi ıskat için sebep oluşturmaktadır. Fakat, zina mağduru eş, bu fiilden ötürü eşiyle herhangi bir problem yaşamıyorsa, bu halde bu eylem ıskat için bir sebep oluşturmamaktadır.

Mirasbırakan, mirasçılıktan çıkarma tasarrufunda çıkarma sebebini belirtmişse ıskat geçerlidir. Mirasçılıktan çıkarılan kimse çıkartma kararına itiraz ederse, miras bırakan tarafından belirtilen sebebin varlığını ispat, çıkarmadan yararlanan mirasçıya veya vasiyet alacaklısına düşer. Sebebin varlığı ispat edilemezse veya çıkarma sebebi tasarrufta belirtilmemişse tasarruf, mirasçının saklı payı dışında yerine getirilir; ancak, mirasbırakan bu tasarrufu çıkarma sebebi hakkında düştüğü açık bir yanılma yüzünden yapmışsa, çıkarma geçersiz olur.

Mirasın Reddi

Mirasın reddi, diğer bir deyişle redd-i miras, tereke kapsamındaki tüm hakların ve borçların yasal veya atanmış mirasçılar tarafından reddedilmesi anlamına gelmektedir.

Mirasçı, terekeden kaynaklanan hiçbir borçtan mesul tutulamayacağı gibi, yine terekeden kaynaklanan haklarını da kullanamayacaktır. Mirasın reddinde, 2 tip durum karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan birisi, Mirasın Gerçek Reddi, diğeri ise, Mirasın Hükmen Reddidir.

Mirasın Gerçek Reddi

Mirasın gerçek reddi, mirası reddetme hakkına haiz kişiler tarafından,  sulh hukuk mahkemesine başvurularak yapılabilir. Buradaki süre, 3 aydır. Bu süre, yasal mirasçılar açısından  mirasçı olduklarını daha sonra öğrendikleri ispat edilmedikçe miras bırakanın ölümünü öğrendikleri tarihten itibaren işlemeye başlar. 

Vasiyetname ile atanmış mirasçılar açısından ise, miras bırakanın ölüme bağlı tasarrufunu kendilerine resmen bildirildiği tarihten itibaren işlemeye başlar. 

Sulh hukuk mahkemesine yapılan başvurular, mirasçılar tarafından, kayıtsız ve şartsız olarak kendi iradi tercihleriyle mirası reddetmeleri anlamına gelmektedir. 

Mirasın Hükmen Reddi

Mirasın hükmen reddi, terekenin borca batık olması sebebiyle reddini ifade eder. Bu bağlamda öldüğü tarihte, 

  • miras bırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise,
  • miras bırakanın ölümü anında borçlarını ödemekten aciz durumda olması ve ödemeden aczinin açıkça belli olması halinde, miras reddedilmiş sayılır. 

TMK m. 605/ll ilgili düzenlemeye yer vermektedir.

Hükmi redde şartların varlığı halinde herhangi bir irade açıklamasına lüzum yoktur, hükmi ret halinde, terekenin kabulü veya reddi için bir süre öngörülmemiştir.

Bu durumun  tespiti mahkemeden her zaman istenebileceği gibi, tereke alacaklılarının açtıkları davalarda da her zaman ileri sürülebilmektedir.

Mirasın Reddi Beyanından Dönmek

Mirasın reddine ilişkin usule uygun olarak yapılan yazılı ve sözlü beyandan kural olarak dönülemez. Fakat süreçte, kişiyi bu kararı vermeye iten, hata, hile ve tehdit gibi irade bozukluğuna sebep olan durumlardan biri söz konusu ise bu durumda, red beyanında bulunan mirasçı beyanından dönebilir.

Gaiplik Kararı

Türk hukuk sistemine göre, gaiplik kavramı, 2 başlık altında incelenebilir.  Gaiplik, ölüm gibi kişiliği ortadan kaldıran sebeplerden birisidir. 

2 başlıktan birincisi, bir kişiden uzun süredir haber alınamaması,

ikinci durum ise, bir kişinin ölüm tehlikesi içerisinde kaybolması halidir.

Gaiplik kararının alınması için bir takım şartlar gerekir:

  • Bir kişiden uzun süreden beri haber alınamıyorsa, son haber alma tarihinin üzerinden 5 yıl geçmiş olmalıdır.
  • Ölüm tehlikesi içinde kaybolma durumunda ise ölüm tehlikesinin üzerinden en az 1 yıl geçmiş olması gerekir. 

Gaiplik Kararı ve Mirasçıların Durumu

Gaipliğine karar verilen kişinin mirası, ölüm hadisesinde olduğu gibi doğrudan mirasçılara intikal etmez. Tereke, mirasçılara doğrudan geçmediği gibi, güvence karşılığı mirasçılara teslim edilmektedir. Mirasçılar terekeye, 5 ve 15 yıllık sürelerle geçici zilyet olurlar. Teminat, en yüksek olasılıkta,  gaibin 100 yaşına varmasına kadar geçecek süre için gösterilir. 

TMK. Madde 584- Hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimsenin mirasçıları veya mirasında hak sahibi olan kişiler, tereke malları kendilerine teslim edilmeden önce bu malları ileride ortaya çıkabilecek üstün hak sahiplerine veya gaibin kendisine geri vereceklerine ilişkin güvence göstermek zorundadırlar.

Bu güvence, ölüm tehlikesi içinde kaybolma durumunda beş yıl, uzun zamandan beri haber alınamama durumunda onbeş yıl ve her hâlde en çok gaibin yüz yaşına varmasına kadar geçecek süre için gösterilir.

Beş yıl, tereke mallarının tesliminden; onbeş yıl, son haber tarihinden başlayarak hesaplanır.

Miras Sözleşmesi

Miras bırakan, miras sözleşme­siyle mirasının veya belirli malını sözleşme yaptığı kimseye ya da üçüncü bir kişiye bırakma yükümlülüğü altına girebilir.

Miras bırakan, mal varlığında eskisi gibi serbestçe tasarruf edebilir; an­cak, miras sözleşmesindeki yükümlülüğü ile bağdaşmayan ölüme bağlı tasar­ruflarına veya bağışlamalarına itiraz edilebilir.

→ Miras sözleşmeleri;

  1. Olumlu miras sözleşmesi,
  2. Olumsuz miras sözleşmesi, olarak ikiye ayrılmaktadır.

Miras bırakan; miras sözleşmesiyle mirasını yahut belli bir malını sözleşme yaptığı kişiye veya 3. bir kişiye bırakma yükümlülüğü altına girmişse bu sözleşme olumlu miras sözleşmesidir. 

Mirastan feragat sözleşmesi ise, miras bırakanın, bir mirasçısı ile karşılıksız veya karşılıklı (ivazlı) olarak mirastan feragat sözleşmesi yapması halidir. Burada feragat eden kişi, bizatihi  mirasçılık sıfatını kaybedecektir.

Miras Sözleşmesinin Şekli Şartları

Türk Medeni Kanunu m.545.- Miras sözleşmesinin geçerli olması için resmi vasiyetname şeklinde düzenlenmesi gerekir. Sözleşmenin tarafları, arzularını resmi memura aynı zamanda bildirirler ve düzenlenen sözleşmeyi memurun ve iki tanığın önünde imzalarlar.

Saklı Paylı Mirasçılar

Saklı paylı mirasçıların kimler olduğu Türk Medeni Kanunu’nun 506. Maddesinde açıkça belirtilmiştir. Kanuna göre sağ kalan eş, alt soy ve anne baba saklı paylı mirasçılardandır.

Eski kanuni düzenlemede, kardeşler de saklı paylı mirasçılar arasında sayılmakta iken, yeni düzenleme bu durumu ortadan kaldırmıştır. 

  • Altsoyun saklı pay oranı yasal miras payının 1/2’sidir. 
  • Anne ve babanın saklı pay oranı yasal miras payının 1/4’üdür. 
  • Sağ kalan eş alt soy ile mirasçı olmuşsa yasal miras payının tamamı saklı payıdır. Sağ kalan eş anne ve baba ile mirasçı ise, yasal miras payının tamamı saklı payıdır. Sağ kalan eş tek başına veya büyük anne ve büyük baba ile beraber mirasçı olmuşsa yasal miras payının 3/4’ü saklı payıdır.

Atanmış Mirasçı Nedir ?

Türk Medeni hukuk sistemi, kanunda iki tip mirasçı düzenlemiştir. Bunlardan ilki, kanuni mirasçılar, diğeri ise, atanmış mirasçılardır.

Kanuni mirasçılar için, murisin herhangi bir ölüme bağlı tasarrufta bulunmasına gerek yokken, atanmış mirasçıların terekede hak sahibi olabilmeleri için, muris tarafından, kendilerinin murisin iradesi ile mirasta hak sahibi olabilirler.

Örneklendirmek gerekirse, bir kişi ölümünden evvel komşusuna vasiyetname ile evini bırakırsa, bu evin bırakıldığı kişi, aralarında hiçbir kan bağı yahut kanuni mirasçılık vasfı olmamasına rağmen, atanmış mirasçı statüsündedir.

Miras Davaları Ne Kadar Sürede Sonuçlar ?

Miras davaları, mirasçı sayısına, terekedeki mal varlığı değerlerinin miktarına bağlı olarak sonuçlandırılmaktadır. Mirasçı sayısının çokluğu, mirasçıların yurt dışında yaşıyor olması, süreci uzatıp zorlaştıran durumlardan birisidir.

Doğrudan zamanlamaya ilişkin bir değerlendirme yapmak, bu bilgilendirmeyi okuyan sizleri hatalı düşünmeye sevk edebilir.

Miras Davaları Nerede Açılır ?

Miras hukukundan kaynaklanan ihtilafın türüne bağlı olarak değişkenlik seyreden bu konuda doğrudan görevli mahkemeyi ifade etmek hatalı olacaktır.

Mirasçılık belgesinin iptali, Mirasın Reddi davası, Vasiyetnamenin açılması davası, sulh hukuk mahkemesinde görülürken, vasiyetnamenin iptaline ilişkin davalar, asliye hukuk mahkemesinde görülür.

Vasiyetname Düzenlemek İstiyorum, Ne Yapmalıyım?

Vasiyetname düzenlemek için yaşlı olmak gerekmez, kanunun öncelikli aradığı şart 15 yaşını tamamlamış olmak ve ayırt etme gücüne sahip olmaktır.

Vasiyetname, kişinin ölümünden sonraki terekesindeki yol haritasını çizdiğinden, önemli bir hukuki belgedir, kişi ölünceye dek, bu belgede dilediğince tasarrufta bulunabilir, -saklı pay ihlalleri hariç- vasiyetnamesindeki ilgili hükümleri çıkartabilir yahut değiştirebilir. 

Vasiyetname, miras bırakan kişinin son istek ve arzuları ile mirasının nasıl paylaşılacağını düzenleyen yazılı bir belge yahut sözlü beyandır.

Vasiyetname, resmi memur (noter, hakim vs.) nezdinde yapılabileceği gibi miras bırakanın bizatihi  kendi el yazısı ile veya koşulları varsa sözlü beyan yolu ile de geçerli bir şekilde yapılabilir. 

Vasiyetname şekilleri, Türk Medeni Kanunu’nda 3 başlık altında düzenlenmiştir:

  • Resmi vasiyetname,
  • El yazılı vasiyetname,
  • Sözlü vasiyetname.

Miras bırakan kişi, tereke üzerinde sınırsız tasarruf hakkına sahip değildir. Miras bırakan ölüme bağlı tasarruflarda bulunurken, saklı paylı mirasçılarının saklı paylarını ihlal etmemelidir, miras bırakanın bu saklı paylara tecavüzü, ihlali doğrultusunda, miras bırakanın ölümünün ardından saklı paylarının ihlal edilen kısmına ilişkin tenfiz davası açabilirler.

Miras Davalarında Süreç Nasıl İşler ?

Miras davalarına ilişkin ihtilaflar, murisin ölümü yahut gaipliğine karar verilmesi ile başlar, miras hukukunu ilgilendiren alt başlıklar halinde sıralanabilecek birçok dava çeşidi bulunmaktadır.

Miras, kişilerin hassas davranması gereken bir konu olduğundan, genel anlamda, ölen kişiye ait gayrimenkulleri ve değerleri ilgilendirdiğinden, önemsenmesi gereken bir süreçtir.

Ölüm, belirlenebilir ve net bir tarih olduğundan, miras hukukunda birçok davanın açılması, ölüme bağlı sonuçla şekillendiğinden süreye tabidir, süreler kaçırılırsa, kişilerin dava açma hakları da ortadan kalkacaktır.

Örneklendirmek gerekirse, “vasiyetnamenin iptali davası açma hakkı, davacının; ölüme bağlı tasarrufu, iptal sebebini, kendisinin hak sahibi olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl geçmekle düşer.” bu süre geçtiğinde ilgili kişi herhangi bir talepte bulunamayacak  olup, ilgili vasiyetnamede herhangi bir usulsüzlük varsa dahi bu durumu ileri süremeyecektir. Bu bağlamda, doğru ve güvenilir kaynaklardan bilgi almak, hukuki süreçte, miras hukuku ile ilgilenen avukatlardan destek almak yerinde olacaktır.

0532 178 1137